-
Yazı
her ne kadar duyusal ipuçlarını yok etse de J L gibi özel karakterlerin,
ASCII sanatı denilen karakterleri yan yana getirerek şekiller oluşturma, font ve renk
seçimi gibi özelliklerin yazıya duyusal nitelik kazandırdığı düşünülüyor.
- Bazıları
bilişsel ya da interpersonel tarzlarından dolayı yazı daha iyi bir iletişim
biçimi
olabilir, yazarak kendilerini daha iyi ifade edebilir ya da okuyarak daha kolay
anlayabilirler. Bazı insanlar seslerle iletişim kurarken yazıyla kuramazlar. Bu
nörolojik bir farklılıktan kaynaklanıyor. Konuşmayı işleyen beyin
bölgeleriyle yazılı
metni işleyen bölgeler ayrı. Konuşmak ve yazmak da benzer şekilde farklı
süreçlerdir.
- Bazıları
kendini ortaya koymaktan duydukları anksiyete ya da “hasta” olmanın
stigması nedeniyle yazının anonimliğine sığınabilirler. Sosyal fobi
hastası için sesinin
kısıklığı, sesinin titremesinden korkması gibi nedenlerle değil yüz
yüze telefonla bile
konuşmak büyük bir güçlük olabilir.
- Yazma
süreci terapötik bilişsel süreçleri harekete geçirir, gözlemci ego,
içgörü,
işleme (working through) ve özellikle asenkron iletişimde kişisel öykünün
(narrative)
oluşturulması terapötik araçlardır.
- Her
kes düşüncelerini akıcı ve etkili bir biçimde yazılı dile dökemez.
Ekrandan
yazılanları okumak ve daktilo ile yazmak konusunda çoğu kişi yetersizdir.
Destek,
danışmanlık, terapi, profesyonel kontrolünde self-help gruplar incelenen internet
seçenekleridir. Şimdilik en azından görünen o ki, internet ruh sağlığı
açısından yaşam
kalitesini arttırma yönünde faydalıdır.