Psikiyatri hastaları içinde sigara kullanma oranı
toplum geneline göre çok daha
yüksektir. Ayaktan hastaların %50’si, bipolar I hastalarının %70’i, şizofrenlerin %90’ı
sigara kullanmaktadır. Diğer taraftan, depresyon ve anksiyete hastaları normal popülasyona
göre sigarayı daha zor bırakmaktadırlar (1).
Halk arasında olduğu kadar sağlık çalışanları
arasında da, tütün kullanımı sıklıkla diğer
maddelerle aynı kapsamda değerlendirilmemekte ve bir madde bağımlılığı
gibi
görülmemektedir. Oysa, Amerika Birleşik Devletleri’nde tütün kullanımının
verdiği zarar
alkolün indirek olarak yol açtığı trafik yaralanmaları, homisid ve suisid
gibi zararlar da dahil
olmak üzere, kötüye kullanılan diğer bütün maddelerin verdiği
zarardan daha fazladır (2).
Türkiye’de de durumun benzer olduğu düşünülebilir.
Sigara firmaları sigaranın bağımlılık
olmadığını ileri sürmektedirler. Hatta R.J. Reynolds
firmasının bir yetkilisi işi “Sigara içmenin bağımlılık
olduğunu iddia etmek şeker yemek,
kahve içmek, video oyunları oynamak ve TV seyretmek gibi pek çok zevkli şeyleri
bağımlılık saymak gibi kötü bir eğilimin parçasıdır”
demeye kadar vardırabilmiştir (3). Bu
yaklaşım sigarayla savaşı daha da zor hale getirmektedir.
Toplum, eğer kullanılan madde yalnızca kullanana
zarar veriyorsa daha toleranslı
davranmaktadır. Sigaranın başkalarına zarar vermesine rağmen sigara için
bu tolerans halen
geçerlidir. Bu zarar hem çevreye yayılan duman hem de sağlığa bütçeden
ayrılan büyük
miktardaki para yoluyla olmaktadır. Toplum, sigaranın çevreye bu şekildeki zararını
kavramasıyla sigara içenler giderek daha fazla baskı altında kalacaktır. İşe
alma, sigorta
masrafları gibi maddi zorluklar ve sosyal kabul edilirliğin azalması sigara içenleri
bekleyen
sorunlar arasındadır (4).
Sigara
içiminin yasaklanması tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de giderek yaygınlaşıyor.
Sigaranın yalnız içene değil çevresindekilere de verdiği zarar nedeniyle
kamu binalarında ve
halka açık bazı diğer yerlerdeki sigara yasağı günden güne kapsamını
genişletiyor.