Hastalığını
kabul etmeyen hastaya istemediği bir tedavinin uygulanması psikiyatristlerin acil
serviste ya da kapalıserviste sıkça karşılaştığıbir durumdur.
Hasta kişi akrabaları, yakınlarıya
da kolluk kuvvetleri tarafından doktora getirilebilir. Kimi durumlarda hasta başka bir
gerekçe ile kandırılarak hastaneye getirilmiş olabilir. Ya da hasta yatırıldıktan
sonra tedaviyi
bırakmak ve taburcu olmak isteyebilir, bu durumda psikiyatrist taburculuğu uygun
bulmayabilir, ya da hem hasta hem hasta yakınlarıtaburculuğu istemekle birlikte psikiyatrist
hastalığın devam ettiğini düşünerek taburcu etmek istemeyebilir.
Bu durumlarda hastanın,
hasta yakınlarının haklarının ve psikiyatristin hukuki sorumluluklarının
ne olduğu bu yazının
tartışma konusudur.
Soru
1: Erişkin bir hasta muayene için kendisi yalnız olarak hastaneye başvuruyor ve
hastanın kendisine ya da başkalarına zarar verme olasılığı olduğu
için hospitalize edilmesi
gerektiği düşünülüyor. Hastaya durum açıklanmasına rağmen
hasta yatışı kabul etmiyor. Bu
durumda hastanın kendi isteği hilafına zor kullanılarak yatırılması
hukuki midir? Eğer hasta
zorla yatırılacak olursa bu durumda hukuki olarak doktor suç işlemiş sayılır
mı?
Soru
2: Hastaneye yalnız gelen reşit olmayan hastanın isteği hilafına ve vasisinin
iznini
almadan hastaneye yatırılabilir mi?
Soru
3: Eşi, anne ya da babası gibi bir akrabasıyla gelen reşit hastanın yatışı
gerekliyse,
hastanın kendisi ve yakınları yatışıreddediyorlarsa ne yapılır?
Bu durumda hastanın vasisi
olmayan akrabalarına, “sorumluluğu üzerlerine aldıklarını ve doktorun
isteği hilafına hastayı
evine götürdükleri”ni belirtir bir imzalı yazının alınması
doktoru hukuki sorumluluktan kurtarır
mı? Hasta yatmak istemesine rağmen yakınları hastayı götürmek isterlerse,
durumu kolluk
kuvvetlere bildirmek doktorun hukuki sorumluluğunda mıdır? Öyle ise yerine getirmemenin
cezası nedir? Bu durumda, hastayı getiren kişilerin, birinci dereceden akrabası
ya da bir
arkadaşı olmasının bir farkı var mıdır?
.. madde 24 şöyledir:
Tıbbi müdahalelerde hastanın rızası
gerekir. Hasta küçük veya
mahcur (kısıtlı) ise velisinin veya vasisinden izin alınır. Hastanın,
velisinin
ya da vasisinin olmadığı veya hazır bulunamadığı veya hastanın
ifade
gücünün olmadığı hallerde bu şart aranmaz.
Kanuni temsilci tarafından muvafakat verilmeyen hallerde
müdahalede bulunmak tıbben gerekli ise, velayet ve vesayet atındaki
hastaya tıbbi müdahalede bulunabilmesi; Türk Medeni Kanununun
272'inci ve 431'inci maddeleri uyarınca mahkeme kararına bağlıdır.
Kanuni temsilciden veya mahkemeden izin alınması
zaman
gerektirecek ve hastaya derhal müdahale edilmediği taktirde hayatı veya
hayati organlarından birisi tehdit altına girecek ise, izin şartı aranmaz.
Üçüncüfıkrada belirtilen ve hayatı
veya hayati organlardan birisini
tehdit eden acil haller haricinde, rızanın her zaman geri alınması
mümkündür. Rızanın geri alınması, hastanın tedaviyi reddetmesi
anlamına gelir.
Rızanın müdahale başladıktan sonra
geri alınması, ancak tıbbi
yönden sakınca bulunmamasışartına bağlıdır.
Yukarıda da açıkça belirtildiği gibi, hayati
tehlike oluşturan acil hallerde,
kanuni temsilciden ya da mahkemeden izin alınmasının zaman gerektireceği
durumlarda hekim izin almadan tıbbi müdahalede bulunmalıdır. Ancak bu
maddede mahkeme kararıolmadan yapılan acil yatışı izleyen günlerde
mahkemeden karar alıp almamak gerektiğine dair bir açıklık bulunmamaktadır.
Bu durumda hastanın yatış süresi boyunma mahkeme kararı gerekmediği
şeklinde bir sonuç ortaya çıkmaktadır.
Soru
4. Reşit olmayan bir genç hastaneye yatması gerekmesine rağmen vasisi tarafından
yatırılması istenmiyorsa ne yapılmalıdır? Bu durumda kolluk kuvvetlerine
bildirilmesi gerekli
midir ve bu hastayı muayene aden doktorun hukuki sorumluluğu mudur? Bildirilmemesi suç
mudur?
Soru
5. Özel muayenehaneye başvuran hastanın kendisinin hastaneye gitmeyeceği ya da
yakınları tarafından götürülmeyeceği kanaatine varılırsa,
hastanın durumu polise bildirilmeli
midir?
TCK 560:Muhafazası altında bulunan
delileri serbest bırakan yahut
muhafızı olduğu deliler kurtulup kaçtıkları zaman derhal ait olduğu
daireye malumat vermeyen kimse...liraya kadar hafif cezayi nakdiye
mahkum edilir.
TCK 561: Her kim, ait olduğu daireye
derhal malumat vermeksizin
ve mezuniyet lazım gelen hususta mezuniyet almaksızın akıl hastalığına
müptela olduğu bir kimseyi muhafaza için kabul eder veya böyle bir
kimseyi kendi başına bırakırsa...liraya kadar hafif cezayi nakdiye
mahkum olur ve buna ahvalin vehametine göre 1 aya kadar hafif hapis
cezasıda ilave olunur.
TCK 562: Fail, bir tımarhane müdürü
veya tababet mesleği
mensuplarından biri olduğu taktirde geçen maddelerde yazılı cezalara
meslek ve sanatın tatili cezasıdahi ilave olunur.
Türk Ceza Kanununun 560. maddesine göre muhafaza altındaki
akıl hastasını
serbest bırakanlara, 561. maddede merciine bildirmeden akıl hastasını koruyana,
562. maddede ise sağlık mesleğinden olanlarca akıl hastasının izinsiz
kabul
edildiğinde verilecek ceza belirtilmektedir. TCK m 473.'e göre ise hekim kasten
küçüğü veya kendisini idare edemeyen akıl hastasını veya beden hastasını
kendi
başına terk ederse (örneğin hastaneden salıverirse) cezalandırılır.
10.09.1982 tarih ve
15319 nolu Akliye ve Asabiye Hastaneleri Dahili Talimatnamesinde hastaneye
hastayı ailesinin veya devletin getireceği, iyileşen hastanın ailesine veya devlete
teslim edileceği, belirtilmiştir. Türk Ceza Kanununun 473’üncü ve
561’inci maddelerine
göre rızası olmadan tedavisinin gerekli olduğunu düşündüğü
hastayı kendi başına bırakması
ve gerekli mercilere bildirmemesi suç teşkil etmektedir.
Soru
6. Yukarıdaki durumlarda olduğu gibi rızası olmadan tedavisinin yapılması
gereken
hastanın il sınırıdışındaki bir kuruma gönderilmesi gerektiği
takdirde hastane görevlilerinin
ve/veya kamu görevlilerinin il dışına çıkmaları yasal mıdır?
5442 sayılıİl İdare Kanununun 11. maddesinde
Vali, 32. maddesinde
Kaymakamın; suç işlemesini önlemek, kamu düzen ve güvenliğini korumak için hasta
hakkında gerekli tedbirleri alabileceği bildirilmiştir. 1580 sayılı Belediye
Kanununun
108. maddesinde belediye zabıtasının, 442. sayılı köy kanununun 36. maddesinde
köy
muhtarının, 2569 sayılı Polis Vazife ve Selahiyeti kanununun 1 ve 25. maddesinde
polisin, CMUK 74'e göre hakimlerin ve CMUK 64/4'e göre savcıların akıl
hastalarının başkasının mal ve can emniyetini tehdit ettiğinde veya suç
işlediğinde,
gereken işlemi yapma (hastaneye yatırma, sevk) yetkileri vardır. O halde kamu
görevlileri hasta rızası olmaksızın hastanın yaşamını kurtarmak
(posttravmatik stres
bozukluğu, panik bozukluğu), intiharı veya cinayete kalkışmayı engellemek
amacıyla
gerekli tedbirleri alabilirler.
Çeşitli tüzük ve yönetmeliklerde
zabıtaya akıl hastasını sevk görevi verilmiştir.
Polis Vazife ve Selahiyet Tüzüğünün 24/3. maddesinde "Sevklerine lüzum
görülen
delilerin başkalarına saldırma ihtimali mevcutsa bu taktirde sevk işinden mesul
(sorumlu) olmamak ve yalnız saldırmaya mani (engel) olmak üzere sevk işi polis
refakatinde (eşliğinde) yapılır." denilmiştir.
Sevk ekibinin teşkili için Polis teşkilatı
bulunan yerlerde Mülkiye amirine (Vali,
Kaymakam), Polis Teşkilatı bulunmayan yerlerde Jandarma Komutanlığına, Savcılık
tarafından yazı yazılır. Yine Sağlık memurunun temini içinde Mülkiye
Amirine yazılır.
Jandarma Teşkilat ve Görevleri Yönetmeliğinin
52/son maddesinde "Sevkleri
gerekli delilerin başkalarına saldırma ihtimali varsa sevkten sorumlu olmamak veya
yalnızca saldırıya engel olmak görevi; polis teşkilatı olmayan yerlerde
Jandarma
İçgüvenlik makamlarınca yerine getirilir." denmiştir.
Bu durumda aynı maddeler doğrultusunda kamu görevlilerinin
il sınırları dışına çıkarak
bu görevi yerine getirmeleri de gerekli ve hukuki olmaktadır. Sevkten sorumlu kişi,
akıl
hastasının velisi ya da vasisi, akrabasıolabileceği gibi sağlık kuruluşundan
ya da
belediye zabıtasından bir görevli de olabilir.