Freud,
gelişimi yetişkin cinselliğine erişildiği döneme dek incelemiş, Erickson
ise yaşamı,
dölyatağından başlayan ve ölümle sona eren bir döngü olarak
ele almıştır. Sigmund Freud,
beşinci yılın sonunda kişiliğin oldukça biçimlendiği ve bu yaştan
sonraki gelişimin, temel
yapının işlenmesiyle sınırlandığı inancındadır. Yaşamın
ilk beş yılındaki gelişim dönemleri,
bedenin belirli bir bölgesine karşı geliştirilen tepki biçimlerine göre
tanımlanırlar.
Oral
dönemde başlıca haz kaynağı ağızdan besin almaktır. Bu dönemdeki
iki etkinlik türü
yani ağıza alma ve ısırma, sonraları gelişecek karakter özelliklerine
ilk örnek (prototip) olur.
Ağızın dolmasından ötürü duyulan haz daha sonraları bilgi ya
da eşya edinmeden sağlanan
doyumla yer değiştirebilir. Isırma ve oral saldırganlığın yerini
alay etme ve tartışmaya eğilim
alabilir.
Anal
dönem de anüs bölgesi odak noktasıdır. Yaşamın ikinci yılında
başlayan dışkılama
eğitimi döneminde çocuk, anüs bölgesindeki gerilimi boşaltmadan duyduğu
hazzı ertelemeyi
öğrenmek zorunda kalır. Eğer anne katı ve baskılı bir yöntem
uygularsa çocuk dışkısını tutar
ve kabız olur. Bu tutum diğer davranış alanlarını da etkilerse çocuk
tutucu bir karakter
geliştirir, ileriki yaşamında inatçı ve cimri olur. Baskılı yöntem
bazen çocuğun kızgınlık
yaşamasına ve dışkısını sıklıkla ve en uygunsuz zamanlarda
bırakma alışkanlığı geliştirmesine
de yol açabilir. Öte yandan, dışkılamayı özendiren ve onaylayan bir
annenin çocuğunda,
dışkılama eyleminin çok önemli olduğu kanısı uyanır. İleriki
yaşamına egemen olacak
yaratıcılık ve üretkenliğe temel oluşturur.
Fallik
dönemde cinsel organların işlevlerine ilişkin cinsel ve saldırgan içerikli
duygular
önem kazanır. Oedipus karmaşası, farklı cinsten olan ebeveyne karşı
cinsel duyguların, aynı
cinsten olana karşı ise düşmanca duyguların oluşmasıyla belirlenir.
Erkek çocuk annesine
sahip olmak ve babasını aradan çıkarmak, kız çocuk annesini uzaklaştırarak
babasına
yakınlaşmak ister. Karşı cinse ve otoriteye kaşı geliştirilen tutumlar
Oedipus karmaşası
tarafından belirlenir. Erkek çocuğun annesine yönelik cinsel duyguları, özellikle
babasıyla
olan ilişkilerinde çatışma yaratır. Kıskanç babadan gelecek cezanın
cinsel isteklerin merkezi
olan organlarına yöneleceğini bekleyen çocuk, babasının kendisini cinsel
organlarından
yoksun bırakacağından korkar. Bu duruma kastrasyon anksiyetesi ya da hadımlık
karmaşası denir. Bu karmaşa, aynı zamanda, erkek çocuğun babasıyla özdeşleşmesine
yardımcı olur; anneye yönelen tehlikeli cinsel isteklerin yerini sıcak sevgi duygularının
almasını sağlar. Kız çocukta gelişme farklıdır. Her iki cinste
de ilk sevgi nesnesi olan annenin
yerini giderek baba alır. Sevgisini babasına yöneltir. Bu yakınlık, aynı
zamanda, onun
kendisinde olmayan bir organa sahip olmasına imrenme duygusuyla birlikte yaşanır. Penise
imrenme denilen bu durum erkekteki hadımlık karmaşasının kızlardaki karşılığıdır.
Genital
dönem: Önceki dönemlerdeki duygusal gereksinimler özsever (narsisistik)
yollardan sağlanmaktayken, ergenlik çağında özsever eğilimlerin bir bölümü
gerçek
nesnelere yönelmeye başlar. Ergen, artık yalnızca özsever amaçlarla değil, özgeci nedenlerle
de diğer insanlara yaklaşmaya başlar. Kendisine dönük özsever çocuk,
gerçeklere yönelik
toplumsal yetişkine dönüşür.
Freud
bu dönemlerin birbirinden kesin çizgilerle ayrılamayacağını ve kişiliğin
son
düzenlenmesinde her dönemin katkısının bulunduğunu önemle vurgular.
Erik
Erikson Freud’un kuramını daha da geliştirmiş ve kişiliğin çocukluğun ilk
dönemlerinde kesin bir biçimde belirlendiği görüşünü reddetmiştir.
Erikson yazılarında ego
işlevlerinin önemini vurgular. Sağlıklı kişilik söz konusu olduğunda,
dış dünyadan gelen
bilgileri bir düzene sokma, algılanan durumları değerlendirme, bilinç düzeyinde çağrıştırılacak
anıları seçme, uyum sağlayıcı davranışları yönetme
ve geleceğe yönelik tasarılar yapma
görevleri ego tarafından gerçekleştirilir.
Erikson
yaşamı sekiz gelişim dönemine ayırır. Bir bölümü Freud’un
gelişim dönemlerine
koşutluk gösteren ve olumlu ve olumsuz boyutları içeren bu dönemlerin herbiri
kendine özgü
bunalımlarıyla belirlenir ve Erikson’a göre kişilik bu sekiz dönemin
tümünde gelişimini
sürdürür ve bir dönemde olumsuz yaşanan denge sonraki bir dönemde olumlu
yöne
çevrilebilir. Çevresine güvenemeyen bir bebeğe bir sonraki döneminde ilgi ve
bakım
sağlanırsa, çocuk insanlara karşı güven geliştirebilir.
1.
Dönem. Temel güven ya da güvensizlik: Oral döneme karşılık gelir.
Doğumdan birinci
yılın sonuna dek devam eder. Bu dönemde, bebeğin kendisine ve çevresine güven
duygusunun gelişip gelişmeyeceği belirlenir. Annenin sürekliliği ve bebeğin
gereksinimlerini
karşılaması güven duygusunun gelişimi için önemlidir.
2.
Dönem. Özerklik ya da utanç ve kararsızlık: Bir yaşından 3 yaşına
kadar devam eder.
Anal döneme karşılık gelir.
3.
Dönem. Girişim ya da suçluluk: Üç yaşından 5 yaşına kadar
devam eden okul öncesi
dönemdir. Fallik döneme karşılık gelir.
4.
Dönem. Beceri ya da aşağılık duygusu: Altı yaşından 11 yaşına
kadar devam eden
ilkokul dönemidir. Gizil döneme karşılık gelir.
5.
Dönem. Ego kimliği ya da rol kargaşası: Onbir yaşında başlayıp
ergenlik döneminin
sonuna kadar devam eder. İçsel bütünlük ve sürekliliğin ifadesi olan
kimlik duygusunun
geliştiği dönemdir.
6.
Dönem. Yakın ilişkiler ya da soyutlanma: Yirmibir yaşından 40 yaşına
kadar devam eden
dönemdir. Klasik psikoanaliz bu dönemle ilgilenmemiştir. Daha önceki dönemler
başarıyla
geçilmişse, kişi kendi kimliğini yitirmekten korkmaksızın diğer insanlarla
yakın ilişkiler
kurabilir.
7.
Dönem. Üretkenlik ya da kısırlık: Kırk yaşından 65 yaşına
kadar olan çocuklarını
yetiştirme, yeni nesile önderlik etme, yaratıcılık ve özgecilik dönemdir.
Bencillik, insanlardan
uzaklaşma kısırlık olarak tanımlanmıştır.
8.
Dönem. Ego bütünleşimi ya da umutsuzluk: Altmışbeş yaşın üstüdür. Bir uçta geride
bıraktığı yılların verimli ve yaşanmaya değer olduğu şeklindeki
tatmin duygusu diğer uçta
hayatını boşuna geçirdiği duygusuna eşlik eden umutsuzluk duygusu bulunabilir.
Bu
dönemlerin sağlıklı geçirilememesi sonucunda gelişen kişilik örüntülerine
kişilik
bozuklukları adı veriliyor.