17.3 DSM ve ICD nedir?
Tıp tarihi boyunca mental bozuklukların sınıflandırılmasına çalışılmıştır. Bu çaba “mani” ve “histeri” terimlerini kullanan Hipokrat’a kadar uzanır. Hastalıkların Uluslararası Sınıflaması’ın gözden geçirilmiş 10’uncu versiyonu ICD-10 Dünya Sağlık Örgütü (DSÖ) tarafından geliştirilmiş olup, Avrupa’da kullanılan resmi sınıflandırma sistemidir. DSM-IV ise Amerikan Psikiyatri Birliği (APA) tarafından geliştirilmiş olan mental bozuklukları sınıflandırma sisteminin 4. gözden geçirilmiş baskısıdır. DSM mental bozuklukları sınıflandırma sistemi Amerikan Psikiyatri birliği tarafından ilk kez 1952 yılında yayımlanmıştır. Mental bozuklukların tanımlanması ile ilgili karşılaşılan sorunlar ve yapılan araştırmalar sonucunda artan bilgiler ışığında bozuklukları en doğru biçimde tanımlayan kriterler belirlenmiş ve güncelleştirilmiştir. DSM-IV bu çabaların son ürünü olarak 1994 yılında yayımlanmıştır. APA ve DSÖ’ün ortak çabaları sonucunda bu iki sınıflandırma sistemi arasındaki farkların en aza indirilmesine çalışılmıştır. DSM-IV halen ruh sağlığı alanında çalışanlar tarafından kullanılmakta, sigorta şirketlerinin ödemelerinde ve hukuki durumlarda temel alınmaktadır.
DSM-IV deskriptif yani tanımlayıcıdır. Bozuklukların sebeplerinden bağımsız bir şekilde görünümlerini tanımlar. Tanının konulabilmesi için gerekli olan özelliklerin ve belirtilerin bir listesini sunar. Bu bölümde DSM-IV’deki tanıların ve kriterlerin tamamının verilmesi mümkün olmadığından DSM-IV’deki tanı kategorileri ve örnek olarak şizofreni tanısının konulması için kullanılan tanı kriterleri aşağıda verilmiştir. DSM-IV tanımlanan bir kategoriye ait kriterlerin tam olarak karşılanamadığı durumlarda kullanılmak üzere atipik, residüel, başka türlü adlandırılamayan şeklinde tanımlanabilmesi için belirli kurallar koyar.
Çok eksenli değerlendirme: DSM-IV’de hasta 5 ayrı eksende değerlendirilir. Birinci eksende klinik bozukluklar ve klinik ilgi odağı olabilecek diğer durumlar; 2. eksende kişilik bozuklukları, mental retardasyon; 3. eksende mental bozukluğa ek olarak bulunan genel tıbbi durumlar ve fiziksel bozukluklar belirtilir. 4. eksende mental bozukluğun gelişiminde katkıda bulunan psikososyal ve çevresel sorunlar kodlanır. 5. eksende ise hastanın sosyal, iş ve psikolojik işlevselliği olmak üzere genel işlevselliği 100 üzerinden değerlendirilir. Bozukluğun şiddeti, hafif, orta derecede, ağır, kısmi remisyonda, tam remisyonda olmak üzere belirtilir.
Klinik görünümlerin çeşitliliği nedeniyle tanısal sınıflandırma mümkün olan her durumu kapsayamaz. Semptomlar tanı koyabilmek için gerekli eşiğin altında olduğunda, klinik görünüm genel olarak tanımlanan kategoriye uymakla birlikte özel bir tanının kriterleri tam olarak karşılanmadığında, bozukluğun etiyolojisi hakkında tereddüt edildiğinde (genel tıbbi bir duruma mı bağlı yoksa primer mi?), atipik veya karışık bir semptom örüntüsü ile karşı karşıya bulunulduğu durumlarda “başka türlü adlandırılamayan” kategori kullanılır.
DSM-IV, klinik, eğitim ve araştırma ortamlarında kullanılmak üzere oluşturulmuş bir sınıflandırma sistemidir. Teşhis kategorileri, kriter ve tanımlamaları uygun klinik eğitim almış ve teşhis konusunda tecrübeli uygulamacılar tarafından kullanılabilir. Eğitimsiz kişiler tarafından mekanik olarak kullanılamaz. DSM’deki kriterler klinik değerlendirme için yol gösterir, yemek tarifleri gibi kullanılması mümkün değildir. Örneğin var olan semptomların şiddetli ve devamlı olduğu bir durumda, bir tanının kriterleri tam olarak karşılanmasa bile klinik yargıyla belirli bir tanının konulması mümkündür.
DSM’nin adli amaçlarla kullanımında bazı sorunlar ortaya çıkabilir. Hukuğun sonuç olarak ilgilendiği sorularla klinik teşhiste kullanılan bilgiler arasında tam bir uyum olmayabilir. Bireyin özel hukuki bir standardı (cezai ehliyet, competence veya disability) karşılayıp karşılamadığına karar verirken DSM- IV teşhisinde kullanılan bilgiye ek bazı bilgilere genellikle ihtiyaç duyulur: Bireyin fonksiyonel yetersizlikleri ve bu yetersizliklerin söz konusu standardı nasıl etkilediği gibi. Belirli bir teşhisin konmuş olması bozukluk, maluliyet veya yetersizlik seviyesini belirlemez.
Klinisyen olmayan karar mercileri, teşhisin, ruhsal bozukluğun veya bu bozuklukla ilişkili kısıtlanmaların etiyolojisini (sebebi) göstermediğini dikkate almalıdırlar. Klinik olarak konulan teşhis davranışlar üzerindeki kontrolün yitirilebileceğine işaret etse de belli bir zamanda kontrolün olmadığını veya olamayacağını teşhis kendi içinde belirlemez.
Klinik araştırmalar ve tecrübeler sonucunda ortaya çıkan yeni bilgiler süphesiz DSM-IV’de yer alan hastalıkları daha iyi anlamamızı sağlayacak. Bunun sonucu olarak, ileriki yıllarda bazı bozuklukların sınıflandırma sisteminden çıkarılması mümkündür.