14.14 Antipsikiyatriye karşı
Bir gazetede "Bir insanlık düşmanı: Psikiyatri". başlığını görünce acaba yanlış mı anladım, "psikiyatri biliminin insanlığa düşman olduğunu mu söylüyor?" diyerek merakla yazıyı okudum, daha doğrusu yanımdaki diğer meslektaşımla beraber merakla okuduk. Evet, yazının içeriği de başlığından çok farklı değildi. Özetle ve diğer bir ifadeyle: 1. Psikiyatrinin insanoğlunun bazı meziyetlerini indirgemeci bir yolla psikopatoloji olarak damgaladığı; 2. Psikiyatrinin ilaç tedavisi vermekten başka bir iş yapmadığı; 3. İlaç tedavisinin de sorunların üstünü geçici olarak örtmek olduğu; 4. Psikiyatristlerin psikiyatrik görüşme sırasında hastayı neredeyse hiç dinlemedikleri ve hastanın şikayetlerinin kökenine inmedikleri. Söz konusu yazıyı kaleme alan adını anmak istemediğim yazarın ifadesiyle "Eğer sorunun özüyle, kaynağıyla ilgili, rahatsızlık yaşayan kişiyle, yardımcı olmaya soyunan kişi birlikte bir çalışma yapmazlarsa ve bunu yapmak yerine sorunların çoğu kez üzerini örtmekten başka hiçbir işlevi olmayan ilaçlara başvurulursa, sonuç intihar olmasa da, pek hayırlı olmaz". İntiharı ya da depresyonu bu şekilde yalnızca yaşamsal sorunların bir sonucu gibi görmek onu çok basite indirgemektir. Hele psikiyatrideki ilaç tedavisinin işlevini "sorunlarının üzerini örtmek" olarak görmek, olsa olsa depresyonun biyokimyasından habersiz olduğunu göstermektedir. Bu yazının amacı belli bir şahsın yanlışlarını göstermek ya da bazı meslektaşlarımı temize çıkarmak değil. Psikiyatriste ruhsal bir sorun nedeniyle gitmek, dünyanın pek çok ülkesinde olduğu gibi, ülkemizde de henüz kolay bir şey değildir. Özel bazı TV programları ya da meslektaşlar için değil genel olarak söylemek gerekirse, medyada boy gösteren psikiyatristlerin hem psikiyatrik hastalıkların bulgularını insanlara anlatarak nelerin psikiyatriste başvurmayı gerektirebilecek bulgular olduğu konusunda eğitmeleri, hem de psikiyatrik hastalıkların üzerindeki stigmayı, önyargıyı kaldırmak gibi önemli faydaları olduğunu düşünüyorum. Bazı meslektaşların kendilerine sorulan sorulara cevabı bilmediğini söyleyemedikleri için, akıllarına ne gelirse söyleyerek cevap vermeleri tabii ki beni de rahatsız ediyor. Sayın yazarı rahatsız eden "bir psikiyatristin hastasını yeterince dinlemeden hemen ilaç tedavisine başvurması" beni de rahatsız ediyor. Ancak şunu belirtmeliyim ki kimi durumlarda kişiyi psikiyatriste getiren ruhsal sorunun kaynağını anlamak (özellikle dinamik kökenli bir sorunsa) saatler alabilir. Oysa ülkemizin çoğu hastanesinde bir hastayı dinlemek, teşhis koymak ve tedavisini düzenlemek için en fazla 20 dakikanız vardır. Eğer sorun ilaç tedavisi ile düzelme olasılığı yüksek bir durum ise zaman çok büyük bir sorun olmayabilir. Çünkü bu durumda kontroller daha seyrek olabilir ve daha kısa sürebilir. İlaç tedavisinden çok psikoterapinin gerekli olduğu durumlarda ise işin ekonomik boyutu gündeme geliyor. Gelişmiş ülkelerde bile sigorta şirketleri çoğunlukla psikoterapi masraflarını karşılayamamaktadırlar. Her ne kadar iyi bir psikiyatrist ya da psikoterapist ile birlikte yapılan terapinin faydalı olduğunu gösteren pek çok bilimsel çalışma varsa da, ülkemizde psikoterapi hem ekonomik açıdan, hem de iyi eğitimli psikoterapistlerin azlığı nedeniyle lüks olmaya devam etmektedir. Antipsikiyatrların hastane ile görüşleri ise şöyle: "hapishane", "beyin düşmanı", "cehennem yolunda", "sığ", "mekanik", "tüccar", "ilaç şirketlerinin can dostu", "cahil, ne bilmediğini bilmeyecek düzeyde", "korkak, o yüzden silahlı, silahı ilaç", "yaşayan ölülerin yaratıcısı". Psikiyatri için bu sözleri söyleyebilen kişinin hangi verilere dayanarak bu sözleri sarfettiğini merak etmemek mümkün değil. Türkiye'de bazı psikiyatri hastanelerinin hala hastalarına kötü şartlarda hizmet verdiğini konuyu biraz bilen herkesin malumudur. Bazı psikiyatri hastanelerinin vahim hali psikiyatri biliminin bir suçu mudur, yoksa bu Türkiye'de kötü giden ekonomik, örgütsel vs sorunların bir parçası ya da ürünü müdür? Bazı hastanelerin durumundan yola çıkarak bütün bir psikiyatri bilimini ve tedavi yöntemlerini kötüleyen böyle bir yazı nasıl yazılır, hadi yazılsa bile bu yazı nasıl yayınlanır anlamak çok güç. Psikiyatri hastasının tedaviye uyumunun sağlanması ve hekim ile arasındaki güven ilişkisinin sağlanması gerek hastalığın doğası (örneğin paranoid hastalarda olduğu gibi) gerekse psikiyatrik hastalıklar üzerindeki stigma nedeniyle kimi durumlar güçtür. Bir psikiyatrist hastalıkları tedavi etmekle birlikte ve edebilmek için bu ön yargılarla da uğraşmak zorunda kalır. Bu son nokta açısından bakıldığında ve medyanın sağlık eğitimindeki önemli rolü dikkate alındığında, psikiyatriyi bu denli hakaretvari ifadelerle yeren bir yazının yayınlanmasının bir talihsizlik ve dikkatsizlik olduğunu düşünüyorum.
İntihara gelince, insanın kısa bir süre, diyelim ki bir an bile olsa depresyona girmeden intiharı düşünmesi mümkün müdür? Diyelim ki böyle bir şey mümkündür, yani bir insan tedavisi gerekli ya da mümkün olmayan yani hastalık olmayan bir nedenle kendi yaşamına son vermeyi düşünebilsin (yazarın da bahsettiği ötenazi örneğinde olduğu gibi), ve bu nedenle medyada bir bakanın intiharını depresyona bağlayanlar haksız olsun, ben yine de soruyorum: psikiyatriyi insanlık düşmanı ilan etmek insafsızlık değil midir? Hele ilaçla ya da ilaçsız psikiyatrik tedavilerin olumlu sonuçlarıyla ilgili devasa psikiyatri literatürünü nereye koyuyor da birisi kalkıp psikiyatriyi "insanlık düşmanı" ilan edebiliyor? Zaman zaman yine de düşünmeden edemiyorum: acaba antipsikiyatri yanlızca bir şaka mı?
Dr. Mehmet Akif Ersoy