Bir
gazetede "Bir insanlık düşmanı: Psikiyatri". başlığını
görünce acaba yanlış mı anladım,
"psikiyatri biliminin insanlığa düşman olduğunu mu söylüyor?" diyerek
merakla yazıyı
okudum, daha doğrusu yanımdaki diğer meslektaşımla beraber merakla okuduk.
Evet,
yazının içeriği de başlığından çok farklı değildi. Özetle ve diğer bir ifadeyle: 1. Psikiyatrinin
insanoğlunun bazı meziyetlerini indirgemeci bir yolla psikopatoloji olarak damgaladığı;
2.
Psikiyatrinin ilaç tedavisi vermekten başka bir iş yapmadığı; 3. İlaç
tedavisinin de sorunların
üstünü geçici olarak örtmek olduğu; 4. Psikiyatristlerin psikiyatrik görüşme
sırasında hastayı
neredeyse hiç dinlemedikleri ve hastanın şikayetlerinin kökenine inmedikleri. Söz
konusu
yazıyı kaleme alan adını anmak istemediğim yazarın ifadesiyle "Eğer
sorunun özüyle,
kaynağıyla ilgili, rahatsızlık yaşayan kişiyle, yardımcı olmaya
soyunan kişi birlikte bir çalışma
yapmazlarsa ve bunu yapmak yerine sorunların çoğu kez üzerini örtmekten başka
hiçbir
işlevi olmayan ilaçlara başvurulursa, sonuç intihar olmasa da, pek hayırlı
olmaz". İntiharı ya
da depresyonu bu şekilde yalnızca yaşamsal sorunların bir sonucu gibi görmek
onu çok
basite indirgemektir. Hele psikiyatrideki ilaç tedavisinin işlevini "sorunlarının üzerini örtmek"
olarak görmek, olsa olsa depresyonun biyokimyasından habersiz olduğunu göstermektedir.
Bu yazının amacı belli bir şahsın yanlışlarını göstermek
ya da bazı meslektaşlarımı temize
çıkarmak değil. Psikiyatriste ruhsal bir sorun nedeniyle gitmek, dünyanın pek çok ülkesinde
olduğu gibi, ülkemizde de henüz kolay bir şey değildir. Özel bazı
TV programları ya da
meslektaşlar için değil genel olarak söylemek gerekirse, medyada boy gösteren
psikiyatristlerin hem psikiyatrik hastalıkların bulgularını insanlara anlatarak
nelerin
psikiyatriste başvurmayı gerektirebilecek bulgular olduğu konusunda eğitmeleri,
hem de
psikiyatrik hastalıkların üzerindeki stigmayı, önyargıyı kaldırmak
gibi önemli faydaları
olduğunu düşünüyorum. Bazı meslektaşların kendilerine sorulan
sorulara cevabı bilmediğini
söyleyemedikleri için, akıllarına ne gelirse söyleyerek cevap vermeleri tabii
ki beni de
rahatsız ediyor. Sayın yazarı rahatsız eden "bir psikiyatristin hastasını
yeterince dinlemeden
hemen ilaç tedavisine başvurması" beni de rahatsız ediyor. Ancak şunu
belirtmeliyim ki kimi
durumlarda kişiyi psikiyatriste getiren ruhsal sorunun kaynağını anlamak (özellikle
dinamik
kökenli bir sorunsa) saatler alabilir. Oysa ülkemizin çoğu hastanesinde bir hastayı
dinlemek,
teşhis koymak ve tedavisini düzenlemek için en fazla 20 dakikanız vardır. Eğer
sorun ilaç
tedavisi ile düzelme olasılığı yüksek bir durum ise zaman çok büyük
bir sorun olmayabilir.
Çünkü bu durumda kontroller daha seyrek olabilir ve daha kısa sürebilir. İlaç
tedavisinden
çok psikoterapinin gerekli olduğu durumlarda ise işin ekonomik boyutu gündeme geliyor.
Gelişmiş ülkelerde bile sigorta şirketleri çoğunlukla psikoterapi masraflarını
karşılayamamaktadırlar. Her ne kadar iyi bir psikiyatrist ya da psikoterapist ile birlikte
yapılan terapinin faydalı olduğunu gösteren pek çok bilimsel çalışma
varsa da, ülkemizde
psikoterapi hem ekonomik açıdan, hem de iyi eğitimli psikoterapistlerin azlığı
nedeniyle lüks
olmaya devam etmektedir. Antipsikiyatrların
hastane ile görüşleri ise şöyle: "hapishane",
"beyin düşmanı", "cehennem yolunda", "sığ", "mekanik",
"tüccar", "ilaç şirketlerinin can
dostu", "cahil, ne bilmediğini bilmeyecek düzeyde", "korkak, o yüzden
silahlı, silahı ilaç",
"yaşayan ölülerin yaratıcısı". Psikiyatri için bu sözleri
söyleyebilen kişinin hangi verilere
dayanarak bu sözleri sarfettiğini merak etmemek mümkün değil. Türkiye'de
bazı psikiyatri
hastanelerinin hala hastalarına kötü şartlarda hizmet verdiğini konuyu biraz
bilen herkesin
malumudur. Bazı psikiyatri hastanelerinin vahim hali psikiyatri biliminin bir suçu mudur,
yoksa bu Türkiye'de kötü giden ekonomik, örgütsel vs sorunların bir parçası
ya da ürünü
müdür? Bazı hastanelerin durumundan yola çıkarak bütün bir psikiyatri
bilimini ve tedavi
yöntemlerini kötüleyen böyle bir yazı nasıl yazılır, hadi yazılsa
bile bu yazı nasıl yayınlanır
anlamak çok güç. Psikiyatri hastasının tedaviye uyumunun sağlanması
ve hekim ile
arasındaki güven ilişkisinin sağlanması gerek hastalığın doğası
(örneğin paranoid hastalarda
olduğu gibi) gerekse psikiyatrik hastalıklar üzerindeki stigma nedeniyle kimi durumlar
güçtür.
Bir psikiyatrist hastalıkları tedavi etmekle birlikte ve edebilmek için bu ön yargılarla
da
uğraşmak zorunda kalır. Bu son nokta açısından bakıldığında
ve medyanın sağlık
eğitimindeki önemli rolü dikkate alındığında, psikiyatriyi bu denli
hakaretvari ifadelerle yeren
bir yazının yayınlanmasının bir talihsizlik ve dikkatsizlik olduğunu düşünüyorum.
İntihara
gelince, insanın kısa bir süre, diyelim ki bir an bile olsa depresyona girmeden intiharı
düşünmesi mümkün müdür? Diyelim ki böyle bir şey mümkündür,
yani bir insan tedavisi
gerekli ya da mümkün olmayan yani hastalık olmayan bir nedenle kendi yaşamına
son
vermeyi düşünebilsin (yazarın da bahsettiği ötenazi örneğinde
olduğu gibi), ve bu nedenle
medyada bir bakanın intiharını depresyona bağlayanlar haksız olsun, ben yine
de soruyorum:
psikiyatriyi insanlık düşmanı ilan etmek insafsızlık değil midir?
Hele ilaçla ya da ilaçsız
psikiyatrik tedavilerin olumlu sonuçlarıyla ilgili devasa psikiyatri literatürünü
nereye koyuyor
da birisi kalkıp psikiyatriyi "insanlık düşmanı" ilan edebiliyor?
Zaman zaman yine de
düşünmeden edemiyorum: acaba antipsikiyatri yanlızca bir şaka mı?
Dr.
Mehmet Akif Ersoy